Rumeli Hisarı'nda Masalsı Bir Aşk Hikayesi!

Eylemin mutfagı | | Posted on 22:47

0

"Eski aşklar Yeşilçam'da kaldı" lafı klişe olmaya yüz tutmuşken, fırtınalı sevdalar, çekişmeli ilişkiler günümüzde hem magazin basınında hem de yakın çevremizde -buna kendimiz de dahil- karşımıza bolca çıkıyor. Sevgilimizi elimizden almak isteyen dış mihraplar yoğun şekilde çalışırken bize de biricik aşklarımızı elimizde tutmak için yapmamız gereken çok iş düşüyor. Bu konuya nereden geldiğimi açıklıyorum!

8x4 yeni deodorantları Beauty ve Beast için muhteşem bir project mapping uygulaması daha yapmış. Gösterinin hikayesi kısaca şöyle: romantik bir aşk hikayesi kötü niyetli bir ejderhanın tehdidi altına giriyor. Kahraman erkeğimiz çekici kokusunun da yardımıyla güzel kızı kurtarıyor ve hikaye mutlu bir şekilde sona eriyor.


8x4 dünyasını Facebook'tan takip etmek isteyenler; http://www.facebook.com/8x4Turkiye

Bir bumads advertorial içeriğidir.

YEMİN-FRANK PERETTİ

Eylemin mutfagı | | Posted on 04:54

0

Ben bu kitabı okurken başlarda degilde daha çok kitabın ortalarına dogru buram buram dini(hristiyanlık) bir yaklaşım sezinledim.Zaten verilen ana fikir de "inançsızlık sizi felakete götürür".Kitabın konusuna gelince bir kasaba ve bu kasabada yaşayan günahkar veya inançsız insanların ruhlarını ve bedenlerini ele geçirmek için onları çagıran bir yaratık.Ama yaratık bir hata yapar ve ilk defa kasaba dışından bir insanı öldürür ve olaylar zinciri başlar.Öldürülen doga fotografçısı Cliff Bensonun kardeşi bu olayın peşini bırakmaz.Küçük kardeşinin ölümünün ardında yatan gerçegi araştırmak için Hyde River'a gelir ve herkesin bir sır olarak sakladıgı gerçegi bulmaya çalışır.Ve ummadıgı bir gerçekle karşı karşıya kalır.Aynı zamanda Steve Benson kasaba da kendiside bir günah işler ve yaratık onun ve çevresindekilerinde peşine düşer.Ve....
Kişisel fikrim bütün kitap tekrarlamalardan ibaret bence.Ve kitabın sonunun hayal kırıklıgı ugratması da bence ayrı bir sıkıntı.
ARKA KAPAK:
Çok eski bir günah unutulmuş bir yemin ölümcül bir sır saklayan bir kasaba.
Epsilon Yayınevi'nin okurlarıyla tanıştırdığı başarılı yazar Frank Peretti Kuzeybatı Pasifik'in dağlarında, eski ve yalnız bir madenci kasabası olan Hyde River'ı ele geçiren kötülük hakkında kanlı ve insanın içini ürperten bir iz bırakacak şeyler anlatıyor...
Geceleri, bilinen bütün hayvanlardan çok daha tehlikeli olan bir yırtıcı hayvan, insanların bedenlerini ve ruhlarını istemeye başlıyor. En son kurban, doğa fotoğrafçısı Cliff Benson, dağlarda kamp yaparken vahşice öldürülüyor. Şerif Les Collins, izleyebileceği küçük bir kanıta rağmen, davayı kapatıyor ve suçu vahşi bir ayıya atıyor... Tıpkı Hyde River'da yıllardır süregelen diğer esrarengiz ölümlere ve ortadan kayboluşlara yapıldığı gibi.
Fakat vahşi yaşam biyologu Steve Benson, kardeşinin ölümünü bir sır olarak kabul etmeyi reddediyor. Şerif'in, Hyde River'da büyümüş olan ve kasabanın en güçlü adamının, cinayetin delilini saklamak için bir komplo düzenlendiğinden şüphelenen, kumral saçlı yardımcısı Tracy Ellis'le birlikte bir araştırmaya girişiyor.

İSTANBUL HATIRASI-AHMET ÜMİT

Eylemin mutfagı | | Posted on 05:44

1

Nedense Ahmet Ümit kitapları okudugumda hep aklıma Ugur Yücel geliyor.Daha önce TRT1'de karanlıkta koşanlar adlı bir dizi vardı.Polisiye bir dizi.Gerçi bu dizinin yazarı Ugur Yücelin kendisiymiş ama ben yine de Ahmet Ümit romanlarından uyarlanmış zannederdim.İşte Ahmet Ümit romanlarını hep bu ruh hali ile okurum ve hep babacan başkomseri Ugur Yücel olarak algılarım.
Neyse romana gelelim.Ahmet ümit kitaplarını her okudugumda birşeyleri araştırmak ve romanda yazılanları başka kitaplardada bulmak için başka başka kitaplar okumak isterim.Bu kitap insanın araştırmaya sevkediyor.İstanbulu ve tarihini az buçuk bilmeme karşın bilmedigim çok şey oldugunu ögrendim bu kitap sayesinde.Ve ayrıca tarihi ne kadar çok sevdigimi farkettim.Keşke okuldaki ögretmenlerimizde tarihi,tarihimizi bize bu şekilde anlatsalardıda bizde sevseydik diye hayıflandım.Belki şuanda karşınızda bir tarihçi olarak yazıyor olurdum.Çoştum yine.Kitabın konusuna gelince yer istanbul ve işlenen yedi adet seri cinayet.Cesetlerin bırakıldıgı tarihi mekanlar ve bu mekanların tarihinin anlatıldıgı bir roman.Başkomser Nevzat,ali ve zeybep yine takipteler.Ve inanılmaz bir son.
Kitaptan alıntılar:"Eger ayasofya olmasaydı,Sultanahmet Camii de olmazdı.Yani hıristiyanlık olmasa Müslümanlık,yahudilik olmasa Hıristiyanlık olmazdı.Eger sümerler olmasaydı Hitiler,Hititler olmasaydı antik Yunan,Antik Yunan olmasaydı Roma imparatorlugu,Roma imparatorlugu olmasaydı Osmanlı imparatorlugu olmazdı.Birini çekip alırsanız,anlamsız bir boşluk doğar,tarihi tamamlayamazsınız."
Tarihi,cinayetleri,aşkı,çaresizligi,aksiyonu....bulabileceginiz bir kitap.Ama tarihe çok da merakınız yoksa bence okumayın.
Arka Kapak:Yaşadığın şehir özgür değilse, sen de özgür kalamazsın!..
Byzantion'dan İstanbul'a uzanan heyecan yüklü, tarihsel bir serüven...
Yedi hükümdar, yedi kadim mekân, yedi gizemli olay ve yalın bir gerçek!
Ahmet Ümit'in beklenen romanı İstanbul Hatırası 1 Haziran tarihinde okurlarla buluşuyor. Romanlarında zengin arka planı polisiye kurgu içinde vermekteki ustalığı ile bilinen Ahmet Ümit'in bu romanı da yine peş peşe işlenen cinayetlerin çevresinde kurgulanmış. Ancak bu kitabı sıradan bir polisiye romandan ayıran birçok özellik var. Her şeyden önce zengin kadrosu ile İstanbul Hatırası, çeşitli kesimlerden İstanbulluyu bir araya getirerek içinde barındırdığı alt öykülerle zengin bir yapı sunuyor. Birbirine bağlanan bu alt öyküler bir yandan gerilimin etkisini artırırken bir yandan da romanı şenlikli ve çok yönlü bir yapıya ulaştırıyor.

ARAF-ELİF ŞAFAK

Eylemin mutfagı | | Posted on 05:11

0

Ve ikinci Elif Şafak kitabım.İlki bildiginiz gibi Aşk idi.Ve o kitaptan bi hayli etkilenmiştim.Zira mistik olaylarla ilgili kitaplar her zaman ilgimi çekmiştir.
Araf farklı hayatların ortak bir noktada buluştugu(bu ortak nokta okumak ve Amerika)insanların yaşadıkları olaylar üzerine kurulu bir roman.Ve kitabın başlangıcında Mevlana'ya ait bir söz yazılmış."bir hakim dedi ki:Yazıda bir kargayla bir leylegin beraber uçtugunu,beraber yemlendigini gördüm.Şaşırdım-kaldım;derken aralarındaki birlik nedir,onu bulayım diye hallerine dikkat ettim.Şaşkın bir halde yaklaştım.Baktım,gördüm ki ikisi de topaldı."Bir kuşun,kendi cinsinden olmayan bir kuşla uçmasının,yayılmasının sebebi".
Aslında Mevlananın bu sözü bile romanı anlatmaya yetiyor.Ömer,Alegre,Abed,Gail,Piyu,Debra elen Thompson herbiri ayrı ülkelerden okumak için Amerikaya gelmiş gençler.Tek ortak noktaları da bu zaten.Hepside "başkalarının gözünde bir ulusal kimlikten ibaretim artık.Kendim hariç herşeyim"diye düşünüyor.Ama zamanla kendi ülkelerine yabancılaştıklarının farkında bile degiller.Ve artık hiçbir yere ait degiller.Kendilerine göre sorunları ve sorunlar için ürettikleri çözümler var.Aslında günümüze ait bir kitap.Belkide birçok genç veya yurtdışında olmak zorunda olan birçok insan aynı sorunları yaşıyordur diye tahmin ediyorum.
Ve kitaptan alıntılar:"başkalarının gözünde bir ulusal kimlikten ibaretim artık.Kendim hariç herşeyim"
"neden hepiniz aşkımı itiraf etmemi istiyorsunuz?Sevgililerimizi onlara duydugumuz hisler konusunda ille de bilgilendirmeli miyiz?Bunu ilan etmek,karşılıgında bir şey istedigim manasına gelmiyor mu?Her aşk ilanı bir bencillik bildirgesi degil midir?Belki aşk sevgiliyi kazanmayı degil,kendini onda kaybetmeyi gerektirir."
"İşitilmek istiyorsan söyledigini galibin diliyle söylemelisin!"................
Ve kitap umulmadık bir sonla bitiyor.
Arka kapak:Yalnızlık, yabancılık, dil ve zaman üzerine bir roman...Kim gerçek yabancı - bir ülkede yaşayıp başka bir yere ait olduğunu bilen mi, yoksa kendi ülkesinde yabancı hayatı sürüp, ait olacak başka bir yeri de olmayan mı?
İsimlerin yabancı memleketlere ayak uydurma sürecinde muhakkak bir şeyler eksilir - bazen bir nokta, bazen bir harf ya da vurgu. Yabancının isminin başına gelenler pişmiş tavuğun olmasa da pişmiş ıspanağın başına gelenlere benzer - ana malzemeye yeni bir tat eklenmesine eklenmiştir de kalıpta gözle görülür bir çekme olmuştur bu arada. Yabancı işte ilk bu fireyi vermeyi öğrenir. Yabancı bir ülkede yaşamının birinci icabı insanın en aşina olduğu şeye, ismine yabancılaşmasıdır.
İyi okumalar.

KATRE-İ MATEM-İSKENDER PALA

Eylemin mutfagı | , | Posted on 04:49

3

Halen Uşak Üniversitesinde ögretim görevlisi olarak çalışan İskender PALA'nın ilk defa romanını okuyorum.İskender Pala İstanbul da düzenlenen bir müzayede de el yazması bir kitap buluyor ve bu kitabı satın almasıyla bu roman ortaya çıkıyor.Aldıgı kitabın en uzun ve son bölümünde Katre-i matemin öyküsü yer alıyormuş.Bu bölümleri kimin yazdıgı konusunda bir bilgi yokmuş elindeki el yazmalarında.
Katre-i Matem yani Matem damlası bir laleye verilen ad.Kitabın kahramanı Kara Şahin.Ve kara şahinin Nakşıgüle duydugu derin aşk ile başlıyor kitap.Ama tam anlamıyla tarihsel bir roman bence. Osmanlı da lale devrini anlatan tabii ki sadece lale devirini degil,aşkı anlatan,dostlugu anlatan,güvenmeyi anlatan,Üç hilal cemiyetini anlatan,padişahlıgı anlatan,kargaşayı,ayaklanmayı,cinayetleri....anlatan bir kitap.
Kitapta bazı eksiklikler var bence mesela Topaç yeye karekterinin bimarhane denilen ve sadece aşk acısı çekenlerin tedavi görmesi için yatırıldıgı hastaneden nasıl kaçtıgı,Kara şahinin sonunun ne oldugu,Hörükıza ne oldugu....Ama bunlar için İskender Palaya söylenecek pek birşey yok çünkü elindeki ciltler belkide 300 yıl öncesine ait.
Romanın konusuna gelince İstanbulda Lale devrini anlatan halkın açlık,zenginlerin ihtişam içerisinde yaşadıgı bir dönemde geçmektedir.Bu dönemde işlenen bir cinayet ve cinayetin altında saklı olan gerçekler.
Arka Kapak:
Roman, müzayededen alınan elyazması bir kitabın hikâyesi olarak başlıyor. Okurlar, bu elyazması kitabın açtığı kapıdan içeri giriyor, bir devre adını veren lalenin izinde İskender Pala’nın yarattığı etkileyici ve büyüleyici bir atmosferin içinde yol alıyor.
İstanbul bu romanda, karmaşası, heyecanı, isyanları, kalabalığı ile lalelere bürünüyor. Öyle ki lale sadece bir çiçek değil, bir yaşayış tarzı, estetik bir tavır, kültürel ve tarihsel bir birikim olarak İstanbul’u, hatta tüm Osmanlı’yı çevreliyor. İstanbul, doğal tüm güzelliklerinin, mimari şaheserlerinin tarihî debdebesi ile beraber lalezarlara, lale yarışlarına, lale şiirlerine bezeniyor; lalelerin şehri, renklerin şehri, yaprakların şehri haline dönüşüyor.
İskender Pala, Katre-i Matem’de usta kalemiyle lalelere bezediği İstanbul’da kavuşup doyulamayan, kavuşulamayıp yakan aşkların elemli ve Osmanlı hallerini de tüm ıstırap ve coşkularıyla anlatıyor. Sevdiğini, aşklarının ilk gecesinde kaybeden Şahin’in macerasını anlatan roman, bu kaybın ardındaki esrarı çözmek için külhanlara, tomruklara, lalezarlara ve hatta Osmanlı sarayına kadar gidiyor. İşte bu yolculuk, okuru hiç ummadığı yerlerde hiç ummadığı maceralarla karşılaştırıyor.
Cinayetlerin gölgesiyle giderek gizemli bir hal alan olaylar Lale Devrine nihayet veren Patrona Halil İsyanının yakıcı siyasal çalkantılarıyla birlikte çözülmeye başlıyor.
Kalemimi hokkaya bandırdığım şu anda –ki Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’yı canından; Sultan III. Ahmet’i de tahtından eden cehennemden nişan Eylül İhtilali’nin üzerinden henüz iki hafta geçti- şahit olduğum olayları yazıp yazmamakta kararsız sayılırım. Bilemiyorum. Yazmak gerektiğini düşündüğüm şeyler bir bakıma devlete ait sırları ifşa etmek gibi bir ihanetin ağırlığını da vicdanıma yükleyecek. Öte yandan Şark’ın kutsal çiçeği laleye dair yorumlarda bulunacak ve belki şükufeciyan esnafını gücendirmiş de olacağım. Ama birisi çıkıp yiğit Şehzade Ahmet’i, aşağılık isyancıların yaptıklarını, cennete benzeyen İstanbul’u ve Sadabat’ın laleye kattığı zarafeti anlatmazsa bu dahi tarihe ve şehre haksızlık sayılır.

ONİKİ-JASPER KENT

Eylemin mutfagı | | Posted on 05:16

1

Eşimin bu kitabı okumak istiyorum dedigi için aldıgım bir kitaptı.Açıkçası içerigini bilmeden aldım ve dayanamadım eşimden önce okumaya başladım.Kitaba başlarken kitabın konusunun vampirler oldugunu hemen anladım.Vampir içerikli kitaplara karşı önyargılı degilim hatta çok iyi kitaplar okudugumuda söylemeliyim ama iyi bir kurgu olsaydı çok iyi olurdu diye düşünüyorum bu kitap için.Yani anlayacagınız tam bir hayal kırıklıgı oldu benim için.Bildiginiz klasik bir vampir kitabı sadece heyecan katsın diye içine savaş eklenmiş.1812 yılında Rusyaya ile savaşan Fransız ordusuna karşı 4 Rus ajanının ülkeleri için ne yapacakları dogrultusunda yaptıkları konuşmadan Dimitrinin oniki kişi oldugunu söyledigi arkadaşlarını Napolyona karşı savaşması için çagırması ile başlıyor kitap.Bu oniki kişi gündüz yatıp gece savaşıyor.Adları Rusça Opriçnik.Ve baş kahramanımız Aleksey bu adamlardan şüpeleniyor ve birinin peşine düşüyor ve gerçegi yani vampir olduklarını ve Fransız askerlerini nasıl canlı canlı yediklerini görüyor.Yani adamların savaştan anladıkları askerleri tek tek avlayıp yemek.Ama ava giden avlanır atasözü burada devreye giriyor işte.Aleksey onları avlamayı kafasına koyuyor.Ve.....
ARKA KAPAK:
Napoléon, Rusya seferinde dayanılmaz kış koşullarına mı yenildi, yoksa işin içinde başka güçler de var mıydı?
Rusya 1812 sonbaharında başa çıkılmaz bir düşmanla karşı karşıyadır: Napoléon Bonaparte'ın Büyük Ordu'su. Rus şehirleri Fransızlara birer birer teslim olmuş, İmparatorluğun kalbi Moskova'yı kurtarmak ancak bir mucizeye kalmıştır. Bir grup üst rütbeli Rus asker, son çare olarak Opriçniki adı verilen, Hıristiyan Avrupa'nın uzak köşelerinde efsane olmuş on iki savaşçının yardımına başvurur.
Sadece geceleri ve yalnız başlarına savaşan çete, koca bir savaşın kaderini değiştirir. Ancak Yüzbaşı Aleksey, çetenin yolu üzerindeki ölüm haberlerinden şüphelenir. Asıl karabasanın henüz başlamadığını kısa sürede anlayacaktır…
“Gerçek tarihî olaylar, sınırsız fantezi ve hiç eskimeyen halk hikâyeleri. Roman, esrarlı olayları, dehşet duygusunu ve tarihi inanılmaz bir ustalıkla birleştiriyor.”
Fantasy Book Review
“Tarihî romanla kara fantezinin kusursuz bir bileşimi, benzersiz bir gerilim.”
Lisa Tuttle, The Times
“İnsan olmayan varlıkların yarattığı dehşetin, insanların yarattığı dehşeti vurguladığı bir roman.”
New York Times Book Review

HİSTERİ/LAURA LIPPMAN

Eylemin mutfagı | | Posted on 06:06

4

Sıkıldım çok ama çok sıkıldım.İlk defa bir kitabı okurken bu kadar sıkıldım.Biran önce bitsin istedim.Oysa ki ben her okudugum kitaba aşık olmuşumdur.Ama bu romanda hiçde öyle olmadı.Tam iki kere bıraktım kitabı bu arada bir sürü yeni kitap okudum.Ama dayanamayıp bitirmek adına da olsa yeniden başladım.İlk başta kitapla ilgili şunu söylemem gerekiyor.O kadar çok karekter var ki kimin kim oldugunu anlamak ve akılda tutabilmek için yeniden başlara dönüyorsunuz.Aslında önemli olan bu kadar karekter olması da degil.Karekterler o kadar darmadagınık anlatılmış ki kendinizi toparlayabilmek çok zor oluyor.Konusuna gelince Heather ve sunny adında iki kız kardeşin kayboluşlarını anlatıyor.İki kız kardeş birgün alışveriş merkezine giderler ve bir daha dönmezler.Sene 1975 basın hep olayı yazar.Ama yıllar sonra bile iz bulunamaz.Ve birgün bir kadın otoyolda başka bir araca çarpar ve histeri krizinde kendisinin yıllar önce kaybolan Bethany kızlarından birisi oldugunu söyler.Polis ona inanmaz çünkü hikayesinde anlamadıkları noktalar vardır.Ama Bethany kızı aile hakkında kimsenin bilmediklerini biliyordur bu da polisin kafasını karıştırır.
Bir tek kitabın sonu umulmadık bir şekilde baglanmış.Onun dışında çok fazla birşey söyleyemeyecegim.
Arka Kapak:
“HİSTERİ yalnızca gizemle örülü değil, aynı zamanda sizi insan kalbinin derinliklerine götürecek kadar da duygusal. Lippman çağı en iyi yansıtan yazarlarından biri. Tess Geritsen
“Muhteşem bir hayal gücü Yaratıcılığının zirvesinde bir yazardan dört dörtlük bir eser.
-Washington Post
“Sonuna kadar nefesinizi tutarak okuyacağınız, tekrar dönüp sayfaları çevirirken Lippman’ın sizi nasıl sürüklediğini gördüğünüzde şaşıracağınız, doyuruculuğunu ikiye katlayan bir kitap.
-New York Times
Bir cumartesi günü on bir ve on beş yaşlarında Bethany soyadlı iki kız kardeş Baltimore’daki bir alışveriş merkezinde kaybolurlar. Arkalarında tek bir iz bulunamaz. Ne kendileri ortaya çıkar, ne de cesetleri. Geriye sadece herkesin zihnini kurcalayan soru işaretleri kalır.
Otuz yıl sonra bir trafik kazasında aklını yitirmiş gibi görünen bir kadın; Bethany kardeşlerden küçüğü olduğunu iddia ediyor. Ufacık bir kanıt bile hikayesini desteklemiyor, bilinçsizce ele verdiği tüm ipuçları polisi yeni bir çıkmaza sürüklüyor: Ölüm döşeğinde tutarsız bir adam, harap olmuş bir ev ve kayıp bir mezar… Yalnız o korkunç günle… Uzun zaman önce parçalanmış, akıl almaz bir trajediyle dağılmış ve bu trajedinin görünüşte mükemmel bir yuvadaki çatlakları ortaya çıkardığı bir aileyle ilgili bildiği bir şey var.

AŞK/ELİF ŞAFAK

Eylemin mutfagı | | Posted on 05:46

3

Son zamanlarda okudugum inanılmaz güzel bir romanlardan biriydi Aşk.Hiç bitsin istemedim yavaş yavaş sindire sindire okudum.Elif Şafaga karşı nedenini bilmedigim şekilde hep ön yargılı yaklaşmışımdır.Ama bu romanla ön yargılarım yıkıldı.Ve en kısa zamanda benim için yeni ama birçokları için eski kitaplarını almak için sabırsızlanıyorum.Mistik bir aşk anlatılmış romanda.Mevlana ve şemsin yaşadıkları,şemsin kırk kuralı,İlahi aşkı ve birbirinden kilometrelerce uzaktaki iki insanın aşkını anlatıyor.Aslında çok ama çok şey söylemek istiyorum kitap hakkında ama kendimi kontrol etmem lazım.Çünkü eger bu tarz anlatımlı romanları seviyorsanız okumalısınız.
Arka Kapak:
 Ya ortasındasındır AŞK'ın merkezinde; ya da dışındasındır, hasretinde..
Ella Rubinntain (40) Amerikalı bir ev kadınıdır. Tipik burjuva değerlerinin hâkim olduğu oldukça varlıklı bir ailesi, düzenli ve görünüşte 'sorunsuz' bir evliliği vardır. Üç çocuğunu da büyüttükten sonra bir yayınevinde editör-asistanı olarak iş bulur; görevi A. Z. Zahara adlı tanınmamış bir yazarın tasavvuf felsefesini konu alan tarihi romanını değerlendirmektir.
Ancak hayatının kritik bir döneminde eline aldığı bu kitap, hiç beklemediği bir şekilde Ella'yı derinden sarsacak, dünyevi aşkı keşfetmek adına zorlu ve tehlikeli bir yolculuğa çıkmasına neden olacaktır.
Hayatlarımızın durgun gölünü dalgalandıran taş misali, yüzleşmek zorunda olduğumuz sıkıntılar, acılar… ve aşkın peşinde kat etmek zorunda olduğumuz zorlu yollar, ödediğimiz bedeller…
Aşk… kitap içinde bir kitap, hayatın anlamı peşinde bir aşk macerası…
Aşk… Elif Şafak'tan arayışa, gerçeğe ve keşfetmeye dair bir roman.


NEFES NEFESE- AYŞE KULİN

Eylemin mutfagı | | Posted on 23:21

1

Ayşe Kulinin okudugum ilk kitabı.Yalın bir dille anlatılmış.Yahudi soykırımını anlatıyor.Diyeceksiniz ki Türkiye ve yahudi soykırımı nasıl bagdaşıyor diye.Ama unutmayalım ki Türkiyede de yaşayan birçok Yahudi vatandaşımız vardı.
Fazıl Reşat Paşa'nın sabiha ve selva adında iki kızı vardır.Selva yahudi olan Rafoya aşıktır.Ama Reşat paşa bu evlilige karşı çıkmaktadır.Ama selva ve rafo evlilik konusunda ısrarcı olunca Selvanın ailesi onu reddeder.Ve çiftimiz Marsilyaya yerleşir.Türkiyenin savaş konusunda kime taraf olmaya karar veremedigi bir dönem oldugu için Almanya,Türk pasaportu taşıyan insanlara müsamaha göstermektedir yahudi bile olsalar.Ve birgün Rafoyu Almanlar yahudi oldugu için tutuklarlar.Ve Paris başkonsolosluguna atanan aile dostu Tarıktan yardım ister selva.Ve olaylar böylece gelişir.Gelişir diyorum çünkü okumanızı tavsiye edecegim bir kitap.Türk konsoloslukları o zamanlar Türk pasaportu taşıyan birçok Yahudiyi kurtarmış hatta Türk vatandaşı olmayan yahudilere bile pasaport ayarlanarak Türkiyeye giden bir trene bindirmiştir.Yani kısacası Türkiye’nin 2.dünya savaşına girmeme çabaları,Nazilerin yahudilere yaptıkları zulüm ve işkenceler ve Türk diplomatların yahudileri kurtarma çabalarını anlatıyor.
Arka Kapak:
 Son Osmanlı paşalarından Fazıl Reşat'ın kızı Selva ile, aşık olduğu Musevi genci Rafael, evlenmelerine karşı çıkan aileleri tarafından dışlanınca Fransa'ya giderler. Ancak burada da huzur bulamayacak, İkinci Dünya Savaşı'nın başlamasıyla bu kez de Hitler'in ağına takılacaklardır. Etraflarını saran Nazi çemberi gittikçe daralırken, her an tutuklanıp kamplara yollanma korkusuyla yaşamaktadırlar... İşte tam o yıllarda Türkiye, savaşın ateşine bulaşmadan, Almanlarla Müttefikler arasında gerili ince ipte, bir cambaz maharetiyle yürümeye çalışmaktadır.

SOGUK TAŞLAR-OSMAN AYSU

Eylemin mutfagı | | Posted on 23:57

1

Osman AYSU'nun kitaplarını alma konusunda hızımı alamadım ve gidip kitapçıdan 5 adet kitabını aldım.Daha önce iki kitabını okudum ve sizlere anlatmıştım.Ama Osman Aysunun romanlarında birşey farkettim ve bunu sizlerle paylaşmak istedim.Romanlarında yani en azından ikisinde yaşlı adam ve genç kadın evliligi veya beraberligi anlatılıyor.Yaşlı adam genç ve güzel bir kadına aşık ama kadın sevgiye ve cinsellige karşı doyumsuz.Bundan dolayı aldatma kaçınılmaz oluyor.Bunun nedenini ve romanlarında neden buna agırlık verdigini birgün Osman Aysu ile karşılaşınca soracagım.
Kitabın konusuna gelince Dogan Erkal arkeoloji dalında bir üniversite de hocalık yapan bir gençtir.Birgün uçakla yolculuk ederken arkeolojik eser kaçakçısı Sulhinin adamları peşine düşer.Doganın çantasında çok degerli bir eser oldugunu zanneden adamlar onu takip etmeye başlarlar.Bu arada Doganın uçakta tanıştıgı ve herşeyden habersiz Duygu Dogandan hoşlanır ve bu tatsız olaylar yüzünden duygu ve ev arkadaşının başına olmadık işler gelir.Ve olaylar bu şekilde şekillenmeye başlar.Kitabın ilerleyen aşamalarında kötü adam olarak nitelendirilen bazılarının aslında kötü adam olmadıgı anlaşılıyor.Ve yukarıda bahsettigim konu yaşlı kaçakçı Sulhinin güzeller güzeli eski güzellik kraliçesi eşi Melda acaba Meldanın kitaptaki konumu ne olacak.....Ve süpriz bi şekilde ilerliyor konu.İyi vakit geçirmek için bir kitap arıyorsanız bu kitabı okuyun bence.
Kitap arka kapak:Duygu, İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası'nda çello çalan, romantik ve içe kapanık bir genç kızdır.
Ailesinden uzakta kız arkadaşlarıyla paylaştığı dairede sakin ve huzurlu bir yaşamı vardır.ta ki uçak yolculuğunda kendisini etkileyen Doğan Erkal'la tanışana kadar...
O andan itibaren ev arkadaşlarıyla birlikte kendilerini akıllarının ucundan bile geçiremeyecekleri pek çok tehlikeyle karşı karşıya bulurlar...
Peki bu esrarengiz genç adam kimdir? Başlarına sardığı bu beladan onları kurtarmaya çalışan bu adama ne kadar güvenebilirler? Ve kendisiyle birlikte hayatlarına soktuğu o karanlık ve tehlikeli adamlar neyin peşindeler? Osman Aysu'nun yeni polisiye-gerilim romanı 'Soğuk Taşlar'da tempo hiç düşmüyor...
Soluk soluğa okurken nefesiniz kesilecek...

SENATÖRÜN KARISI-SUE MILLER

Eylemin mutfagı | | Posted on 23:46

2



Özel hayatın,sadakatsizligin,ihanetin,aşkın.... sınırlarının zorlandıgı bir roman bence.Delia artık 70 lerinde bir kadın ve kocasına hala aşık.Ama bu aşkın altında öyle sırlar ve acılar gizli ki.Ne olursa olsun kocasını sevmekten vazgeçmeyen ama yaşadıklarını da unutamayan bir kadın.Bazen onun yaşadıklarını okuyunca acaba bir kadın olarak benim başıma gelse nasıl davranırdım diye düşünüyorsunuz.Bir gün Delia'nın yolu Meri ile kesişir.Merinin Nathanla mutlu bir evliligi vardır.Bir ev almaları ile Delia ile tanışırlar.Ve Delia'nın sırlarını keşfetmek adına onun mektuplarını okur ve Tom'la yani Delianın eşiyle (eski senatörle)aralarında geçenleri ögrenir.Sonrası mı kitabı okumalısınız bence.İlginç,belki hayattan kesitlerin oldugu bir kitap.Ama sürükleyici bir kitap oldugunu söyleyemem.Sonunu belki de çok önceden tahmin edebiliyorsunuz.
Arka Kapak: "Miller'ı Senatörün Karısı için ayakta alkışlıyorum. Öyle sıkı, öyle akıcı örülmüş ki insan yazarın kalemi kâğıdı bıraktığını ve olayların kendi kendini yazdığını düşünmeden edemiyor. Evliliğin, romantizmin, karşı cinse duyulan çekimin, sadakatsizliğin, İhanetin, ağır sonuçları olan davranışların, kız-anne ilişkilerinin, anne-kız arasındaki sahte ilişkilerin, yeni anne olmanın verdiği güvensizlik hissinin, yeni karı kocaların birbirine yaklaşımlarının, özel hayatların sınırlarının, cinsel politikaların ve gerçek hayata dair daha nice konunun işlendiği bir hikaye. Bu roman okunduktan bir saat sonra, bir gün ya da bir hafta sonra unutabileceğiniz türde bir roman değil.
Okuyun, siz de göreceksiniz."

CASUS-OSMAN AYSU

Eylemin mutfagı | , | Posted on 22:17

0

Zevkle okuyabileceginiz bir polisiye roman.Konusu diger okudugum romanına göre daha sade ve sonu süpriz şekilde bitmiyor.Ama ben açıkçası Osman Aysu kitaplarını okumaktan büyük keyif aldım.Konular ve baglantı noktaları dolambaçlı degil.
Konusuna biraz degineyim isterseniz.Kahramanımız Samim Vardar.Eski bir MİT ajanı.Yaş 70 iş bitmiş türden degil ama yaşına göre oldukça atik bir insan.Birgün MİT onun bir görev için görüşünü almak istemesiyle hayatı yeniden degişmeye başlıyor.Ve bu görevde Eski KGB ajanı ve tam bir hafta boyunca Samim Vardar'a inanılmaz işkenceler uygulayan İgor'u tanımak.Ama tabii ki Samim Vardar sadece onu tanımaya çalışmakla kalmayacak.......
Arka Kapak:“…Onu tanıyamamak sinsi bir korku gibi yüreğini kapladı. Aradan otuz sene geçmişti; zamanın yaratacağı değişiklik inkar edilemeyecek kadar önemliydi. Onu KGB’nin sorgu odasındaki son haliyle gözlerinin önünde canlandırdı. Beklediği kişi o tarihlerde gencecik bir görevliydi. ince, zayıf ve sarışın. Ama tanıdığı en acımasız ve gaddar ajanlardan biriydi. Tam bir hafta kendisini sorgulayıp, işkence etmişti…”

Emekli ve yaşlı bir ajan: Samim Vardar. Teşkilat ondan bir şüpheliyi teşhis etmesini istiyor. şüpheli, bir işkence tezgahında ona hayatının en büyük kabusunu yaşatan kişi olabilir.Ve Samim Vardar, geçmişte yarım kalmış gibi görünen hesapların, bir gün tamamen kapanmak üzere insanın karşısına çıkabileceğinin gerçeğiyle yüzleşiyor.

KANLI TUTKU-OSMAN AYSU

Eylemin mutfagı | | Posted on 05:34

0

Açıkçası Osman Aysu benim uzun zamandır okumayı istedigim bir yazardı.Ve sonunda Kanlı Tutku adlı kitabıyla başladım bu yazarı okumaya.Anlatımı ve dili oldukça iyiydi.Polisiye roman adına gayet güzel bir romandı bence.Kitabın başında katil kendini açıklamış gibi gözükse de romanın ilerleyen sayfalarında asıl katili merak eder duruma geliyorsunuz.Sürükleyici ve okunması gereken bir polisiye roman ve yazar.Kitabın asıl kahramanı olan Barış komiser Aslı adlı varlıklı bir ailenin kızının öldürülmesi ile katili bulmaya çalışır ekip arkadaşları ile beraber.Ama her buldum dediginde hep bir yerlerde eksik nokta bulur kendi kendine.Ve kitap böylece akıp gider.Okunmaya deger bir kitap bence.
Arka Kapak:
Varlıklı bir ailenin biricik kızı hafta sonları kaldığı yazlık evinde kanlı bir cinayetin kurbanı olur. Görünürde öldürülmesi için hiçbir sebep yoktur. Hiç düşmanı olmayan, herkesle iyi geçinen kendi hâlinde biridir. Ancak yakın çevresindeki insanlar mercek altına alındığında tutkularının esiri potansiyel bir katile dönüşür Komiser Barış, görünen gerçeklerin ardında saklı kalan izleri takip ederek katilin peşine düşer. Gölgede kalan sırları açığa çıkartarak kurbanın kalbine saplanan bıçağın hangi kanlı ele ait olduğu bilmecesini adım adım çözmeye çalışır. Bulduğu yanıtlarla yetinmeyen gözüpek komiser acaba gerçeği gün ışığına çıkarmayı başarabilecek midir? Polisiye-gerilim romanlarının üstadı Osman Aysu bu kez de bir cinayet bilmecesinin ortasına sürüklüyor okurlarını. Heyecanlı bir takibin parçası olmak için ideal bir seçim olacaktır Kanlı Tutku! Aslı hızla cama yaklaşıp kalın perdeleri tam sesin geldiği noktadan açıp dışarıya baktı. Yağmur damlacıklarının oluk oluk izler bırakarak aktığı camın diğer yanında alnını cama dayamış birinin siluetini görünce irkildi önce. Daha sonra dışarıdakinin kim olduğunu anlayınca rahatladı birden. Ve kapıyı içerden itip beklenmeyen ziyaretçisini içeriye aldı. Ama ne yazık ki Aslı için bu sonun başlangıcı olacaktı

BİZİM GİZLİ BAHÇEMİZDEN-NERMİN BEZMEN

Eylemin mutfagı | | Posted on 05:28

0


Nermin Bezmenin kendi hayatını eşi Pamir beyle yaşadıklarını,ilk önce gizli olan sonra uzun bir beraberlige dönen aşkalarını anlattıgı bir roman.Aslında bu romanı bence Nermin Bezmen kendisi ve Pamir bey için yazmış.Okurken zaman zaman sıkıldıgım hatta yarıda bırakmayı düşündügüm bir kitap oldu.Ama aşkın doruklarda yaşandıgı bir evlilik anısını da okumak biraz olsun iyi geldi diyebilirim.Ama genel anlamda degerlendirirsek sıkıcı bir kitap bence.
Kitap arka kapak: 'Sık sık sorardın, 'Bizi ne zaman yazacaksın sevgilim?' diye. Ben de, 'Daha vakit var, birtanem' derdim. 'Daha yaşayacak çok şeyimiz var. İleride hepsini yazacağım.' İleride? Neydi ki beklediğim? Sınırsız zamanda, o bilinemez, kestirilemez ömrün zamanında, neyi beklemiştim ki?
Bak, işte şimdi yazıyorum canım benim. Demek, kendiliğinden gelmiş kapıma zamanı; seni, beni, bizi yazdırmak için.
Bana ait değilmiş belirlemek, ne zaman yazacağımı.
Sen dümeni ele aldın yine, açık denizlerde olduğu gibi…'
Sevilenin ardından yazılmış uzun bir mektup mu bu kitap?
Yoksa bir hatırat mı?
Otuz dört buçuk sene sürmüş bir tutkunun romanı mı?
Yoksa dayanılmaz bir özlemin, İzmir'de günbatımı renkleriyle bezenmiş şiiri mi?
Bazı bazı, tek bir paragrafta koca bir evliliği anlatıyor bu kitap.
Ama daha çok cesur bir aşk hikâyesini; yazar Nermin Bezmen'in yakın zamanda kaybettiği sevgili kocası Pamir Bezmen'le tanışmalarını ve aşklarını anlatıyor… Sevilenin ardından açılan yarayı ustası olduğu kalemiyle sarıyor Nermin Bezmen.
Dünü bugüne taşıyarak…

KAMİKAZE OPERASYONU-ATİLLA AKAR

Eylemin mutfagı | , | Posted on 05:13

0

Okudugum en iyi Politik kurgu kitaplarından biridir diyebilirim.Atilla Akarın bu kitabı bence senaryoya dökülmeli ve sinemalarda gösterilmeli.11 eylül ABD ikiz kuleler ve pentagon saldırılarının gerçek yüzünü kurgu şeklinde anlatmış Atilla Akar.Kitap çok akıcı bir çırpı da okuyabileceginiz bir roman.11 Eylül sürecini Devlet içi güçlerin planladıgı ile ilgili bir roman.Yani bir nevi ABD içi darbe diyebiliriz.Çeşitli güçler düşüncelerini kabul ettirebilmek için böyle çılgınca bir plan hazırlıyorlar ve uyguluyorlar.Ve sorumlu olarak Arap ülkelerini göstermek için planladıkları olaylar karşısında hayrete düşeceksiniz.Mutlaka edinilmeli ve okunmalı diyebilirim.Kitap Arka Kapak:Dünya tarihi için bir dönüm noktası olan 11 Eylül, ilk defa gerçek yüzüyle ve bir roman kurgusuyla kitaplaştırıldı. Kamikaze Operasyonu, somut olaylara ve gerçek verilere dayanan bir belgesel roman.
Dünyada ilk defa resmi söylem dışında bir 11 Eylül romanı
O gün Amerikan ordusu içinden darbeci bir grup harekete geçti. Her şey 'Küresel Muhafız' adı verilen bir simülasyon tatbikat olarak başladı, sonra dehşet senaryosuna dönüştü. Aynı günlerde ABD Hava Kuvvetleri’nin yürütmekte olduğu tatbikatlar zinciri, darbeci grubun işini kolaylaştırdı.
İkiz Kuleler’e çarpan uçaklar, uzaktan kumanda teknolojisiyle yönlendirilen özel uçaklardı. Boston’dan kalkan sivil uçaklar, yani o gün Kuleler’e çarptığı ilan edilenlerse radarlardan kayboldu. Nereye gittiler, nasıl gözden kayboldular, açıklanmadı.
Ve ilan edilen 'teröristler' uçaklarda bulunmuyordu. Onların akıbeti, CIA krematoryumunda yakılarak ölmek oldu. Uçakların yolcuları da Alaska’nın buzlu sularını boyladı.
Dahası, darbeciler, İkiz Kuleler’in yıkılışını sağlama almak için, iki gün önceden binanın iskeletine 'termobarik bombalar' yerleştirmişlerdi..
Aynı gün Pentagon’a düşense, uçak değil ordu malı bir bombaydı.
Sonunda ABD Başkanı George W. Bush, darbecilerle pazarlığa oturdu ve anlaştı. Dünyayı kaosa sürüklemek isteyen güçlerin bahaneleri hazırdı artık.
Peki ama bütün bunların,1945 yılındaki bir olayla ve Kennedy’nin uygulamayı reddettiği Genelkurmay planı Northwoods Operasyonu ile ne ilgisi vardı?
Eski bir subay olan J.E. Clayton, Pentagon yıllarında yazdığı Kamikaze Operasyonu adlı planın, Ağustos 2001’de, Hava Kuvvetleri tarafından alındığını ve uygulamaya konulacağını öğrenir. Donanma İstihbaratı ve FBI bağlantılarını harekete geçirerek darbecileri engellemek üzere nefes kesici bir mücadeleye girişir...
Atilla Akar,11 Eylül’ü, dünyada ilk defa resmi yorum dışında bir roman ile anlatıyor ve 'O gün gerçekte ne oldu? ' sorusuna cevap veriyor.

JULIAN SIRRI-GREGG LOOMIS

Eylemin mutfagı | | Posted on 06:14

0

Eski CIA ajanının Hitler hakkında bir kitap yazarken ölü bulunmasıyla başlıyor kitap.Kitabımızın baş kahramanı Lang bu olayı çözmesi için yazarın kızı tarafından çagrılıyor ve olaylar bütün hızıyla devam ediyor.Lang ve sevgilisi de artık tehdit altındadırlar.Açıkçası kitabı çok severek okudugum söylenemez.Da Vinci Şifresi tarzında uyarlanmış ama başarılı olmamış bir roman bence.Ve sürükleyicilikten öte bir kitap bence.


OLASILIKSIZ-ADAM FAWER

Eylemin mutfagı | | Posted on 01:50

2

Kitapta ana konu, gelecekten haber verme.Olasılıksız, aslında 4-5 kişinin hayatını kesiştiren ilginç bir kitap. Her olasılığı kafasından hesaplayabilen David Caine kitabın ana karakteri.Kitap, olasılık teorisi ve bilimi, felsefe, matematik, aksiyon, kuantum fiziği, kumar ve zaman tanımı ile karışık bir içeriğe sahip.Kurgusal olarak güzel bir kitap.
Ama kitabın başları oldukça kasvetli yani sıkıcı bence.
Arka kapak:
Bir sabah, yıllardır görmediğiniz bir arkadaşınızı düşünerek uyandınız. Bir saat sonra, onunla sokakta karşılaştınız. Sizce bu sadece bir tesadüf mü, yoksa çok daha farklı bir anlamı olabilir mi?Siz hiç Loto'da büyük ikramiyeyi kazanmadınız. Ama birileri kazanıyor. Hem de sürekli! Onlar sizden daha mı şanslılar?Şans nedir gerçekten? İçinizde bütün parayı kırmızıya yatırmanız gerektiğini söyleyen bir his var. Bu his bir öngörü müdür? Yoksa daha fazlası mı?Yolda gidiyorsunuz. Kafanızı çevirip yandaki küçük parkta baktınız ve bir anda bu anı daha önce de yaşamış olduğunuzu hissettiniz. Evet, Deja Vu. Sizce nedir Deja Vu; Geçmiş mi, rüya mi yoksa geleceği mi görüyorsunuz?Eğer siz de kontrolün kimde olduğunu merak ediyorsanız, 'OlasılıkSız' tam size göre bir roman..

AMİN MAALOUF-DOGUNUN LİMANLARI

Eylemin mutfagı | | Posted on 01:43

0


Türk – Ermeni ilişkileri, Fransa’daki devrimciler, Yahudi – Arap ilişkileri, bir savaşın seyri sırasında mükemmel bir dille anlatılıyor. Baş kahramanımız İsyan, aslında hanedan soyundan gelmektedir. Babası ile ilişkileri, yaşadıkları ve en önemlisi büyük aşkı Clara ile yaşadıkları kitabın temelini oluşturuyor. İsyan’ın adım adım mahvolan hayatı aslında savaşın insana nasıl dokunabildiğinin ilginç bir yaklaşımı.
Yaşananlar bazı yerlerde öyle acı bir şekilde anlatılmış ki içiniz paramparça oluyor.Yazarın kullandıgı dil çok iyi.Bu kitapta hem aşk hem de o zamanın şartlarını iyi anlatan bir kitap.
Arka kapak:"Adana'da ayaklanmalar olmuştu. Kalabalık, Ermeni mahallesini yağmalamıştı. Altı yıl sonra çok daha büyük çapta olacakların provası gibi bir şeydi. Ama bu bile dehşetti. Yüzlerce ölü. Belki de binlerce."Can çekişen Osmanlı İmparatorluğu ve Beyrut ile Fransa arasında yaşamı sürükleyen İsyan. Doğunun Limanları bu yüzyılın başını, bir insanın trajik öyküsünün içinden anlatıyor.Amin Maalouf son romanı.

RİCHARD PEREZ-KAYBEDENLER KULÜBÜ

Eylemin mutfagı | | Posted on 01:29

0


Başkahramanımız Martin,sevmediği bir işte çalışmaktadır. Kişisel ilanlar yoluyla kendine yeni arkadaşlar aramaktadır. Aramakta olduğu yalnızca bir kız arkadaş değildir, aslında Martin, kendi özünü bulmaya çalışmaktadır. Kitabın 53. sayfasında Martin hakkında önemli bir ipucu elde ediyoruz: ‘Kendini bir kaybeden olarak görmektedir.Kitabın dili oldukça sade, ama maalesef yazar çok fazla argo sözcük kullanmış.
Arka Kapak:Aşk oyununda bir kazananlar, bir de kaybedenler vardır. Yazar Martin Sierra, hayatını kazanmak için sevmediği bir işte çalışmaktadır. Sistemle uyum içinde yaşayamaz, ama gerçek bir başkaldırıda da bulunamaz. Onun yerine New York’un gece hayatında kendini unutmaya çalışır. Yazdıklarını bir türlü yayımlatamaz. Yayınevlerinden gelen ret mektupları koleksiyonuna her gün bir yenisi eklenir. Yalnızlığını kişisel ilanlarla giderir. Tuhaf ilişkilerde kendini kaybeder. Rüyalarının kadınıyla tanışır, ama bir türlü aşkını itiraf edemez. Bukowski tadında, aykırı, enerjik, mizah dolu, tüm dünyada yankılar uyandıran bir roman.

ABDURRAHMAN KANSU-FORMÜL

Eylemin mutfagı | | Posted on 01:22

0


Kitapta insanın hayatını değiştirip, istediği gibi şekillendirebileceğini anlatıyor.Abdurrahman Kansu da kişisel gelişim kitaplarından farklı olarak verdigi örneklerin bizim kültürümüzden olması bence.Yazar aktif hayatta hala üst düzey bir yönetici ve yönetici olarak yaptıgı uygulamaları anlatması kitabı daha özel kılıyor.
Arka kapak:Kriz bir kader değil. Kuantumun sonsuz olasılıklar dünyasında, krizin fırsatlara dönüşümünü yaratmak isteyenlere…İnsanın hayatını değiştirip, yeniden yaratabileceği, hayatına istediği sonuçları çekebileceği, işlenen bir konu. Kısa süre önce, bunun 21. Yüzyılın yeni bir bilgisi olmadığı, tarihin değişik dönemlerinde farklı uygarlıklar ve ustalar tarafından ele alındığı gün yüzüne çıkartıldı. Ve adına Kuantum denildi.Kuantumun sonsuz olasılıklar dünyasında "Yaratma" insanın elinde. Evet; biliyoruz. Ancak bu güne kadar nasıl yaratılacağını kimse anlatmadı. Bunun için bir "Formül" geliştirildi. Ve şimdi "Formül"ü sizlerle paylaşıyoruz.Artık "Yaratma" insanın emrinde!Siz, içinizdeki gücü daha önce fark etmiştiniz. Biliyordunuz. "Formül" içinizdeki gücü sonuçlara çeviriyor. "Formül" çözüyor.Hayatınızın tüm alanlarında istediğiniz düzenlemeleri yapabilecek, yaratmanın keyfini çıkartacaksınız. Sağlık, mutluluk, bereket, başarı ve diğerlerine kavuşmak öncesinde hiç bu kadar kolay olmamıştı."Formül" işe yarıyor.